GS Galatasaray Resimleri Haberleri Futbolcu MSNleri
GS ANA SAYFA
GS Puan Durumu




KÖTÜ: BURSASPOR: 2 - GALATASARAY: 1
Galatasaray 2 - AC Bellinzona 1
G.Saray 6 sıra çıktı
G.Saray güçlü bir takım
Arda Turana süper teklif
galatasaray İyi oynuyoruz
Los Galacticos Süperstarlar
Kocaelispor Galatasaray Maç Video özet
Galatasaray da Sakatlar kötü ekitliyor
Aslan'a 750 bilet ayrıldı
Arsenal'in Arda aşkı
G.Saray karşısında çok iyi mücadele etti
Polat Skibbe'den hesap soracak
Galatasaray'ın 4. gol Videosu
Bellinzona'nın 3. gol Videosu
Galatasaray'ın 3. gol Videosu Dk. 80
Galatasaray'ın 2. gol Videosu Dk. 51
Bellinzona'nın 2. gol Videosu Dk. 47
Kewell'ın golü Videosu Dakika 39
Lustrinelli'nin golü Dakika 32

TÜM İÇERİK
Hakan Şükür Galatasaray TV’ye Konuştu | Galatasaray Haberleri | Resimleri | Videoları | Taraftar Bilgi Sitesi | ASLANLAR - CiMBOMLAR - GS
Hakan Şükür Galatasaray TV’ye Konuştu

<

Galatasaray’ın ve Türk futbolunun yaşayan efsanesi Hakan Şükür, Galatasaray Televizyonu’nda yayınlanan “Aslanlar Konuşuyor” programında Mustafa Muratoğlu ve Veli Yiğit’in sorularını yanıtladı. Dört bölüm halinde yayınladığımız röportajımızın üçüncü ve dördüncü kısmında Hakan Şükür, sezonun merak edilenlerine dair soruları yanıtlamaya devam ediyor.

Peki o maçı soralım o zaman; Kalli’nin Kasımpaşaspor maçındaki dizilişini nasıl değerlendiriyorsun ?

Kasımpaşa’nın konum itibariyle alt sıralarda olması bizi yanılttı. Taktik tahtasına kadro ve diziliş yazıldığı zaman biz durumu biraz daha farklı algıladık çünkü bazı arkadaşlarımız hiç kadroya alınmadılar; Mehmet Topal olsun, Volkan olsun; sonuçta bu isimler hep forma giyen kişilerdi. Ben rakibi hafife almanın çok ağır sonuçlar vereceğini bilen birisiyim ama ben hocamızın; o günkü şartlar altında hocamızın söylediği sözlere katlıyorum. Galatasaray; bu kadar kaliteli isimlerin olduğu bir takım, şartlar ne olursa olsun, kadro nasıl olursa olsun sahaya çıkıp maçı kazanmalıdır. Kimse Galatasaray’da takım içinde sahaya çıkan kadroyu tartışamaz; medya tartışabilir ama kendi içimizde tartışamayız. Galatasaray’da her türlü mevkide forma giyecek ve mücadele edip faydalı olabilecek futbolcular vardır.

Panionios karşısında Avrupa kupalarındaki 38. golünü attın ve golden sonra sevincini Kalli’yle paylaştın. Bu sevincin anlamı neydi?

20 senedir Türkiye liglerinde forma giyiyorum ve bunun 12 yılında Galatasaray forması giydim, önemli kariyerim var ve önemli bir oyuncuyum. Galatasaray’ı bir şekilde alaşağı edebilmek için kullanabilecek tipte bir oyuncuyum. Bu durum zaman zaman medyada kullanıldı; benim birileriyle kavga ettiğim, hocaya kızdığım şeklinde spekülasyonlar yazıldı. Defalarca bunun aksini ispat etmiş olmama rağmen ertesi gün yine çıkıp bu şekilde yazılar yazılmaya devam edildi. Bunları hep yaşadığım için söylüyorum. O gün de tabii ki üzüldüğüm, hocamızla yaşadığım farklı şeyler vardı ama bu sevgi altında birçok şeye üzülebilirsiniz ama sizlere değer veren, maça çıktığınızda gırtlakları patlarcasına size destek veren insanları üzemezsiniz. Ben hocayla hiçbir problem yaşamadım. Şunu çok iyi biliyorum ki hocamız ilk transfer olduğunda bile bunu bana bağladılar. O dönem hocamız bir gazetede (Zaman) yazarlık yapıyordu ve o gazeteyle bağlantı kurularak benim kendisini takıma getirdiğim yönünde iddialar ortaya atıldı. Hatta afedersiniz ama o da cemaatçi, o da Hakan’la beraber denildi; bunlar aslında o kadar acı ve üzücü durumlar ki ama seyircimizin bunlara itibar etmemesi beni çok fazla sevindirdi. Benim için hoca yabancı olmuş, benimle aynı düşüncede olmamış, fark etmez; Galatasaray’ın içinde yer alıyorsa başımın tacıdır çünkü ben şampiyonlukta herkesten fazla sevinen, taraftar gibi sevinen ama bunu belli etmeyen bir yapıya sahibim. Takım içinde bu şekilde olan birçok arkadaşımız da var ayrıca. Böyle olması, başarılı olmanızdan da kaynaklanıyor olabilir ve bazılarını rahatsız edebilir; bu doğaldır. Hocaya koşmamda çok farklı şeyler yazıldı. O gün 3 forvet kenarda oturuyorduk ve oradan ben tercih edildim, oyuna girip golümü de attım. Aslında 3. gol olması o gün için çok fazla anlam taşımasa da grup sonunda büyük bir anlam kazandı. Ben açıkçası Kalli’yi seviyorum, hatta gidişinde bile benimle ilgili çok şeyler yazılıp çizildi. Ama bunlarla baş etmeyi öğrendim.

Konyaspor ve Ankaraspor maçlarında yeni federasyonun aldığı kararlar çok konuşuldu. Sen federasyonun Galatasaray’a karşı tutumunu nasıl buluyorsun?

Bugüne baktığımızda şampiyon olmuşuz. Ben her işte bir hayır vardır mantığıyla yola çıkan birisiyim. Bu felsefeyle hareket ettiğim için şu anda ne olacağını bilmeyen bir oyuncu görüntüsünde gözüksem de ne olacağımı biliyorum ben, kendime ait fikirlerim var. Kendime ait fikirleri de ben uygularım bu ayrı bir durum.

Ankaraspor maçının ardından verilen ceza bana çok enteresan geldi, hiçbir şekilde neden verildiğini anlayamadım bu cezanın. O gün sahada herhangi bir şekilde olumsuz bir şey duymadım ama daha sonra yaptığım bir araştırma üzerine bunun 5 maçlık bir periyot olduğunu ve bu periyodun sonunda ufak da olsa bir terslik yaşanırsa ceza verildiğini öğrendim. Biraz da kuralları bilmek lazım, kuralları tam bilmediğimiz zaman duygusal da konuşabiliyoruz, taraftarımızı yanlış yönlendirebiliyoruz. Benim kadro dışı kalmamda olduğu gibi kurumun verdiği karara saygı duymalıydık. Maçı seyircisiz oynadık ve puan kaybı yaşadık. Aslında kazanabilirdik de, belki o zaman bu kadar üzerinde durulmazdı. Bu tip şeyler zaman zaman yaşanabilir.

Konyaspor maçında alınan karara gelince de, o gün saha şartları maç oynamak için elverişli değildi, belki maçı oynamadan gitmemiz gerekiyordu ama şöyle bir durum da vardı: maçın oynanmasını da çok istiyorduk, belki ertesi günü temizlenir, yorgunluğun üstüne Leverkusen’i gidip eleriz gibi hesaplar da yapıyorduk ama ileri kitarihe ertelenirse de maç yapmadan yorgun bir şekilde önce İstanbul’a ardından Leverkusen’e gidecektik, ligin sonlarına doğru oynarsak fikstür sıkışık olabilirdi. Konyaspor kritik bir durumda olabilirdi. İyi bir hava yakalamışken maçı oynayıp, kazanmamız iyi gidişatı bozmamak adına güzel oldu. Ben federasyonun verdiği kararı çok farklı değerlendirmiyorum. Sakatlıklar açısından bakıldığında belki düşündürücü olabilirdi bu karar ki nitekim büyük bir sakatlık da yaşadık (Uğur Uçar). Arkadaşımıza belki manevi olarak destek verdik ama Uğur’un maddi olarak çok kayıpları oldu. İleride eğer bir gün federasyonda bir yönetici olursam ya da Türk futbolunda bir yerlerde görev alırsam federasyonun yaptırımlar uygulaması için bazı konularda çok uğraşacağım. Örnek verecek olursak; Uğur Uçar gibi Ümit Davala da zamanında sakatlandı ve sene sonunda kontratına bu durum olumsuz yansıdı. Futbolcunun bir değeri vardır ve o seneki performansına bakılmaksızın o futbolcunun değeri ödenmelidir. Yurt dışından yüksek paralara birçok futbolcu getiriyoruz ama kendi futbolcularımıza o kadar değer vermiyoruz. Ben kendi takımımızda bu değeri verdiğimi düşünüyorum. Bana bazı transfer görüşmelerinde "x" futbolcu çok para istiyor, sen konuş da ikna et dediler. Ben de baktım, aslında futbolcunun talep ettiği para o kadar cüzi ki ve o ismin de çok büyük önemi var takım içinde. Örnek olarak söylüyorum o kişi 400 istiyor, kulüp 300 veriyor. Takım içinde 10 katı para alanlar var. Böyle bir durumda ben yönetici olsam kaç istiyorsun diye sorarım, 400 istiyorsa, sana 300 veriyorum demem. Madem ki bu kadar kapsamlı bir iş yapıyoruz, ben olsam 450 veriyorum sana derim. Eğer yönetici olarak benim söylediğim gibi yapılırsa birçok yabancının kara, buza gelmediği kış şartlarını kaldıramadığı ülkemizde (bunu çok yaşadık) bu genç oyuncuların sırtına "hadi aslanım" diyerek vurduğunuzda daha fazla mücadele ettirebilirsiniz. Bunları yapmayıp, soyunma odasında "hadi aslanım" derseniz o oyuncular çok daha farklı gözle bakıyor o zaman. Ben her zaman için Türk futbolcusundan yanayım, yabancı futbolcuya karşıyım demiyorum ama yabancılar Avrupa’da maç kazandırsın, Türkiye Ligi’ni zaten bir şekilde Türk futbolcularla halledebilirsiniz. Neden? Çünkü buranın şartlarını biz daha iyi biliyoruz, belki biraz zor bir lig olduğu için.

36 yaşında hala Fenerbahçe’yi yıkan adam olmak. Kupa maçında attığın golden bahsediyoruz. Rakipler, geçen yıllarda milyonlarca dolar döktüler ancak bir Hakan Şükür bulamadılar. Senin için anlamı neydi o golün?

Benim için atılan her golün anlamı büyük ancak Fenerbahçe maçlarının yeri her zaman farklı olur elbette. Çok heyecanlı bir an çünkü o seyircinin sosyal hayatta gurur kaynağı olacak bir anı oluyor sizin bu maçlarda attığınız goller ve kazanılan galibiyetler. Ancak yaş konusu bizim medyamızın bir yaklaşımı bence. Neticesinde bizim ülkemizde de diğer ülkelerde de milyonlarca avrolar verilerek belirli bir yaştaki oyuncular transfer ediliyor. Mesela Roberto Carlos buna en güzel örnek. Ancak bizim medyamız yerli oyuncular için böyle bir yaklaşımda bulunmuyor. Kulübün sembol ismi olmak elbette çok önemli. Bazen Galatasaray Store’lara bakıyorsunuz, hiç oynamadığınız zamanlarda bile Hakan Şükür formaları ya da ürünleri satılabiliyor. Benim için Adnan Polat bir açıklamasında “Hakan ne zaman isterse o zaman bırakır” demişti. Bu cümle beni çok etkilemişti mesela. Bundan 4 yıl önce yaklaşık 15 milyon dolarlık bir teklifi redderek Galatasaray’a gelmiştim ve tüm bu maddi olanakları reddeden ve içindeki Galatasaray sevgisiyle buraya gelen bir insan olarak Adnan Polat’ın o cümlesi benim çok hoşuma gitmişti. Ancak Türkiye’de insanlar belki tuttukları takımla alakalı, belki ideolojik, belki de başka sebeplerden dolayı hep bizim yaşımızla ilgili yorumlar yaptılar. 32 yaşında Türkiye’ye geri geldiğimden bu yana hep “Ne zaman bırakacaksın?” sorusuyla karşılaştım. Ama bu süreçte ben goller attım, şampiyonluklar yaşadım, bunların hepsi tabii ki takım arkadaşlarımla birlikte oldu. Yaş konusunda da hep ben haklı çıktım. Bu eleştiriler karşısında hep susmayı tercih ettim. Oynayabileceğim kadar oynayacağımı söyledim ve bu süre içinde de önemli işler yaptığımı düşünüyorum. Kendime iyi bakıyorum. Hatta sorunuzda bile bu ülkedeki yerleşmiş kanıyı görebiliyoruz. Çünkü insanlara tuhaf geliyor hala 36 yaşında bu performansı sergileyebilmek. Oysa Tugay son sene çok fazla oynamamasına rağmen sözleşmesi 1 yıl daha uzatılabiliyor. Çünkü İngiltere’de çok daha farklı bir futbol kültürü var. Sarı saçlarıyla oyun tekniğiyle Tugay orada alışık olmadıkları bir cesur yürek tiplemesini simgeliyor. Orada insanlar sadece verdiğiniz mücadeleyi düşünüyor. Gol atmışsın, kaçırmışsın, kötü oynamışsın bunlar hiç önemli değil. İngiltere’de, 4-0 yenildiğimiz maçtan sonra seyirciyle kol kola çıkıp gittiğimizi biliyorum. Bizdeyse, bilhassa medyada karşı takımın futbolcusunu nasıl yıpratırım, nasıl alaşağı ederim hep bunun hesabı yapılıyor. Bunlara karşı camiandan insanlar senin yanında olunca her şey çok olumlu oluyor ancak camiandan da bu yıpratıcı hareketlere destek gelince o zaman kazanılan bu şampiyonluklar çok daha anlamlı oluyor. Bu sezon 11 gol attım ve 7 de asist yaptım. Ve bütün bunları yaşarken de psikolojik olarak diğer arkadaşlarımdan daha zor günler geçirdim. Üstelik ben onların önünde önemli bir kriterim. Çünkü onlara örnek oluşturması gereken bir oyuncuyum. Başarınızın sadece atılan gollerle değil, sizin idmanlardaki çalışmanızla ve duruşunuzla da birlikte yürüdüğünü görüyoruz. Bunu benim söylemem acı. Ancak kamuoyu bunu bu şekilde ortaya koymayınca kendim bunu söylemek zorunda kalıyorum. Ben bir kulüpte futbolcuysam hedefim 90 dakika oynamaktır. Asla son 10 dakika ya da maçın belirli bir bölümünde oynamak gibi bir hedefim olamaz. Ben Galatasaray’da asla günü kurtarıp paramı almak gibi bir fikirle hareket etmedim. Ben her zaman sahaya çıkmak ve o sorumluluğu yaşamak istiyorum. İnsanlar farklı düşünebilir ancak ben hep bu zihniyette oldum ve bundan dolayı da hep kazançlı çıktım. Bu başarıları da bu felsefeyle yakaladım.

Vestel Manisapor maçları senin için bu sene uğurlu oldu. İlk maçta rekoru kırdın ikinci maçtaysa 3 golle uzun süren suskunluğun sona erdi. O maçla ilgili neler söyleyeceksin?

Tabii bu şekilde değerlendirilebilir ancak gol atamadığım maçlarda da birçok pozisyona girdim. Çok formda dönemler yaşadım, iyi maçlar oynadım. Ama Türkiye’de maalesef sizin bir şekilde başarılı gösterilebilmeniz için gol atmanız gerekiyor. Medya gol atmadığınız maçlarda sizi başarısız olarak değerlendiriyor. Ancak bunlarla yaşamayı öğrendim. Gerçekten güzel bir maçtı, bol gollü iyi bir galibiyet aldık. 3 gol atmam da benim açımdan çok sevindiriciydi.

Sezonun geneline baktığımız zaman iki Denizlispor maçı, Trabzonspor deplasmanı, İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçı, Gençlerbirliği deplasmanı, son dakika golleri Galatasaray’ın kaderini belirledi birçok maçta. Bunlar sence şampiyonluğun habercisi miydi?

Futbolun klişeleşmiş bir deyimidir. Futbol 90 dakika. Elbette son dakikada atılan bu goller bir takımın direncini sezonun geneli itibariyle güçlendiriyor. Ancak son dakika da futbol süresinin içerisindeki bir dakika. Tabii son dakikada attığınız goller hem size pozitif bir etki yaratıyor hem de rakip takımların moralman biraz daha geriye gitmesine sebep oluyor. Ama futbolun içerisinde olan doğal bir olay son dakika golleri. Genelde büyük takımlar maç boyunca gol ararlar ve 89 dakika bulamadıkları golü son dakikaya sıkıştırabilirler. Bizim için çok önemli etkileri ve kazançları oldu elbette o son dakika gollerinin.

Gençlerbirliği’yle yapılan kupa maçının ardından Nonda’nın çok konuşulan açıklamaları geldi? Bu açıklamalara karşı reaksiyonun ne oldu? Neler hissettin?

Öncelikli olarak benim bir reaksiyonum olmadı. Kulübüm ve sağlık heyeti, benim sağlık durumumla ilgili bir açıklama yayınladı. Belimle ilgili yaşadığım sıkıntılar vardı ve Gençlerbirliği maçından önce de bu sıkıntılar nüksetmişti. Bazı sakatlıklar vardır, 2 gün dinlenince o sakatlığın etkilerini ileri bir tarihe atmayı başarabilirsiniz. O günkü şartlarda benim Ankara’ya gitmemem konusunda sağlık ekibi bir karar verdi. Genelde maçın kadrosu bir gün ya da iki gün önce şekillenir. O maçta da forvette Nonda ve Serkan’ın oynayacağı belli olmuştu. Sağlık ekibi de belimdeki bu sıkıntının büyümemesi ve hafta sonunda oynanacak lig maçına etki etmemesi için böylesine bir deplasman yorgunluğuna girmemem konusunda karar aldı. Benim en sakat anlarımda bile canla başla oynadığım düşünülürse; bir de kupanın ilk maçı bu, ve nihayetinde de bu sezon oynayamayan futbolcuların yerine forma giyen isimlerin de ortaya koyduğu performans gayet iyi. Benim Ankara’ya gitmemem yönünde bir tercih sunuldu. Sonra 2 günlük dinlenme sürecimde sakatlığım geçince ve hafta sonundaki maçta da oynadığımı görünce Nonda böyle bir açıklama yaptı. Sonra telefonla beni aradı ve durumun iç yüzünü bilmeden yaptığı bu açıklama için özür diledi. Sonra da bu açıklamanın mahcubiyetiyle Pazar günü oynanacak maça Cumartesi günü döndü. Yönetimin iznini almadan bir gün fazla izin yapınca da kadroya alınmadı. Ardından basın yine yazmaya başladı. “Hakan, Nonda’yı kadroya aldırmadı, Nonda da Hakan Şükür’ün yediği forvetler arasına eklendi” tarzı haberler çıktı. Öyle bir insan profili çiziliyor ki Hakan Şükür, Galatasaray’a gelen her forveti yok etmeye çalışıyor ve bu esnada da futbol adına hiçbir şey yapmıyor. Bu kadar saçma ve bu kadar asılsız haberler bizim insanımızı, az bir kısmını da olsa etkileyebiliyor. Elbette Nonda’ya karşı hiçbir tavrım olmadı. Hatta Fenerbahçe’yi yendiğimiz maçtan sonra görüntüleri de var, yerde yuvarlanarak galibiyeti kutladık. Bu tip şeyler yaşanabilir ancak önemli olan Galatasaray’ın başarısı. Tamamiyle bir yanlış anlaşılmadan kaynaklanan bir olaydı.

Karl - Heinz Feldkamp’ın gidiş süreci sizleri nasıl etkiledi? Takımın kaptanı olarak bu kriz anında sana da büyük sorumluluk düşüyordu şüphesiz. Hatta bu dönemde Kalli’yi futbolcular istemedi söylentileri de oldu.

Benim kesinlikle böyle bir düşüncem olmadı. Bu söylentiler ilk olarak bizi bu kritik haftalarda yıpratmak için bilinçli çıkarıldı.

Başkanımız tesislere geldi. Kaptanları çağırdı. Hocamızın kararını bildirdi bizlere. Biz de aynı gün Ankara deplasmanına gideceğiz. Hocamızla yolların ayrıldığını söyledi. Zaten basına da benzer açıklamalar yapmıştı aynı konuşmayı bize de yaptı. Başkanımız, hocamız ayrılmadan önceki günlerde takımdaki çeşitli isimlerle, kaptanlarla, yabancı oyuncularla konuşmalar yapmıştı. Maçın önemiyle ilgili bir çeşit motivasyon konuşmalarıydı bunlar. Zannedersem Feldkamp da bundan rahatsızlık duymuş. Feldkamp; bu konuşmaların olması için benim iznim gerekliydi diye açıklama yaptı bizlere. Bu da hocamızın iş prensibiyle alakalı bir şey. Bu sebepten dolayı Feldkamp’la yollar ayrıldı. Bu dönemde de başkanımız özellikle biz kaptanlara çok büyük sorumluluk düştüğünü belirtti. Yeni bir teknik direktörle veya teknik direktörsüz bu dönemin geçilebileceğini söyledi. Daha sonra soyunma odasına inildi. Takımın tecrübeli isimleri dışında kimse bu kararı bilmiyordu. Feldkamp geldi bir konuşma yaptı. Duygusal bir konuşmaydı. Buralara nasıl hep beraber gelmek varsa bir gün ayrılmak da var. “Galatasaray kulübüyle ilişkimi kestim” dedi.

Başkanımız bizle bu kararını soyunma odasındaki konuşmadan biraz önce paylaştığı için şoku biraz daha az yaşamıştık ancak takımın geri kalanı bizim kadar hazırlıklı değildiler. Özellikle belirli bir kaygıya düşen oyuncuları motive edebilmek tekrar bu zorlu maratonun içine dahil edebilmek kolay olmadı.

Feldkamp'sız son 6 haftada Galatasaray destansı galibiyetler elde etti. Gençlerbirliği karşısında çamurdan çıkarılan 3 puan. Sonrasında Trabzonspor ve İstanbul Büyükşehir Belediyespor galibiyetleri. Ve Fenerbahçe maçına gelinmişti. O hafta çok tartışılan bir Kutlu Doğum Haftası röportajın vardı. Sen resmi siteden bir açıklama da yayınladın. Neler yaşandı o hafta?

Röportajların televizyondan yayınlanmasıyla gazeteden yayınlanması gerçekten çok farklı olabiliyor. Çünkü gazeteden yayınlanan röportajlar çok daha farklı yerlere çekilebiliyor. O haftalarda bizde yalnızca 2 oyuncu basına konuşabiliyor. Ben de o hafta konuşmak için görevlendirilmiş isimlerden biri değildim ve takım otobüsüne doğru giderken Zaman gazetesi muhabiri elinde formayla yanıma geldi. O sırada sayın Adnan Sezgin de yanımızda. Ben de bir ayağım otobüs merdiveninde bir ayağım yerde muhabirin getirdiği formayı imzalıyorum. Engelli bir arkadaşımıza gidecekmiş o forma. Muhabir bana “bu hafta işte böyle bir hafta” dedi ben de ona “o zaman bu haftaya yakışır bir maç olur” dedim ve otobüse bindim. İçeriğine baktığınız zaman verilen mesaj dostluk, güzellik ve o son 5 maçlık cezaya sebebiyet veren maçtan sonra çok yumuşatıcı bir açıklamaydı. Ama gerek bana gerekse Galatasaray camiasına zarar vermek isteyen bazı insanlar, bu mesajı alıp farklı farklı yerlere çektiler. Fenerbahçe maçının haftasının o şekilde geçmesi gerçekten çok üzücüydü. Art niyetli bir takım insanlar çok farklı anlamlara çok farklı yerlere çektiler o açıklamayı.

Sabri’nin kadro dışı kaldığı bir dönem vardı. Sen de Sabri’yle her zaman yakından ilgilenen insanlardan birisisin. Onun gibi altyapıdan yetişen bir ismin yeniden Galatasaray’a kazandırılması çok önemliydi. Nitekim son 6 haftada da çok başarılıydı. Sabri’nin o zor dönemlerinde neler yaptı Hakan Şükür?

Sabri çok akıllı bir çocuk. Futbol yetenekleri de bizlere sergilediğinin çok daha üstünde bir futbolcu. Biraz heyecanlı yapısı var Sabri’nin. Galatasaray’ın en açıkta kalacak yerlerini tamamlayan çok mücadeleci bir oyuncu. Duygusal olduğu için morali yüksek olduğu maçlarda katkısı da yüksek oluyor. Kadro dışı kalma olayı yaşadı ki hocamız Sabri’nin kadro dışı kalması konusunda sonuna kadar haklıydı. Sabri bizim takımımız için önemli bir oyuncu. Hem düzgün kişiliğe sahip hem de Avrupa’ya giderse maddi anlamda değer kazandırabilecek bir futbolcu. Kadro dışı kalma olayından sonra takımdan yaklaşık 12 tane futbolcu arkadaşımız beni aradı. Volkan (Yaman) telefonun ucundaydı. Hocamızla Sabri’yle ilgili olarak konuşmak istiyoruz. Sen de gelirsen ben tercüme ederim dedi. Biz de hocamızla konuştuk. Biz arkadaşımızı seviyoruz, Sabri konusunda siz sonuna kadar haklısınız, biz bir takımız ve kimsenin bu takımın dışında kalmasını istemiyoruz dedik. Hocamız da tabii ki bir karar vermiş ve ondan da hemen dönmesini bekleyemezdik. Yönetimle de beraber hareket ettik bu konuda ve Sabri de yaklaşık 10 günlük bir sürenin ardından takıma çok daha etkili ve çok daha faydalı bir şekilde geri döndü. Ancak Sabri’yi bu zor zamanında futbolcu arkadaşlarının yalnız bırakmaması bizim takım ruhumuzla ilgili çok önemli bir unsurdu. Sabri’nin de artan bu performansında ona sahip çıkan ve ona bu zor zamanında destek veren arkadaşlarının çok büyük katkısı var.

İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçı öncesinde hem Abdullah Avcı hem de Necati Ateş gibi isimlerin performansıyla ilgili birçok spekülasyon çıktı? Bizim ülkemizde bu gibi durumlar daha farklı algılanıyor bunu neye bağlıyorsun?

Bunu açıklamak aslında çok basit. Çünkü bu ülkede herkes, tuttuğu takım doğrultusunda yorumlar yapıyor. O maçtan puan kaybınızı bekleyen insanlar etki sahibi insanlar. Elbette maçlarda puan kaybedilir kazanılır ancak o dönem çıkarılan spekülasyonların bizi olumlu etkilediğini söyleyebilirim. Yakın zamanda bu tarz haberlerin biteceğini zannetmiyorum ancak belki uzun vadede bu tarz haberlerin, bu tarz yersiz yaklaşımların önüne geçilebilir. Seyirciler de haberi okurken genelde kendi takımına avantaj sağlayabilecek haberleri okumayı tercih ediyorlar. Yani bu tarz spekülasyon haberleri de prim yapıyor. Medyanın biraz daha renkleri arka plana atarak yorum yapması gerekiyor. Bir insanı ideolojik olarak sevmeyebilirsiniz ancak o insanı ideolojik olarak sevmemeniz, o insanın futbolunu veya yaptığı sporu objektif olarak değerlendirmenizi engellememeli. Bunu yerleştirmemiz lazım bence. Bu şekilde olursa bir yerlere varılabilir.

Seni gerçekten çok seven isimlerden bir diğeri de Arda Turan. Sivasspor maçındaki 3 golüyle ilgili olarak da “Hakan abi kenara gelip bana taktik verdi. Sonrasında da gollerim geldi” dedi. Şu sıralar Arda’nın da adı ada kulüpleriyle anılıyor. Sence Arda yurtdışına gitmeli mi? Giderse neler yapar?

Arda her şeyin en iyisini hak eden bir çocuk. Aile değerleri çok yüksek. Annesine babasına her maçtan önce telefon eder. Ailesiyle birlikte hareket etmeyi seven ve ailesine çok düşkün bir çocuk. Bu tip oyuncuların başarısı kaçınılmazdır. O gece korna seslerinden dolayı pek uyuduğumuz söylenemez. Ama öğle uykusunda bir rüya gördüm. Sivas maçını 6-3 kazanıyorduk rüyamda. Ben de o maçta 3 gol atıyorum. Sonra uyandım öğle yemeğine indik. Arda da karşımda oturuyor. Gördüğüm rüyayı ona anlattım ve “Ben ilk 11'de başlamıyorum, dilerim o 3 golü sen atarsın” dedim. Maçın içerisinde de Arda solda oynuyordu ve Sivasspor savunması onu iyi kapatıyordu. Bir ara su içmeye yanımıza geldi ben de “Biraz içeri gir, forvetin yakınında gol kovala” dedim. Daha sonra normalde solda oynayan bir isim olan Arda, soldan Ayhan’ın getirdiği atakta golü attı. Tesadüf diyebiliriz aslında buna. Sonra birkaç dakika sonra ikinci golü attı. Soyunma odasında da çok mutluydu ancak daha maçın bitmediğini ilettim kendisine. Ve sonra maç bittiğinde 3 gol atmıştı Arda. Tamamen doğaçlama gelişen bir olaydı. Güzel de oldu zaten galibiyet için gitmiştik ve hedefimize de ulaşmıştık.

Arda yaratıcı bir oyuncu ve kendisine bakan bir oyuncu. Gerek sempatikliği gerek yaşam biçimiyle iyi bir oyuncu; dışarıdan onun hakkında yapılan yorumlar Arda’yı yakından tanımayan insanların yaptığı yorumlar. Herkese saygı duyan ve arkadaşlıklarına değer veren bir isim. İngiltere’ye giderse çok başarılı olabileceğini düşünüyorum. Ancak biraz daha takım oyuncusu olmasını öğrenmesi lazım. Özellikle ona hep söylediğim bir şey var. O da topsuz oyunu iyi oynamasıyla ilgili. Rakibi her zaman topla geçmezsin. Rakibi topsuz olarak da geçebilirsin. Bence Arda topla birlikte sergilediği hünerini topsuz oyunda da sergilerse oyun içinde çok daha verimli olacak. İngiltere’ye giderse topsuz oyun yeteneklerine de çok ihtiyaç duyacak. Gitsin diyemiyorum çünkü ben bir Galatasaraylı'yım. Galatasaray’da oynamasını, burada çok başarılı olmasını istiyorum. Ancak Arda gibi yıldız oyuncuların bu ülkede her zaman da başarılı bir oyuncu olarak gösterilemeyeceğini biliyorum. Bunlara da hazırlıklı olması lazım çünkü bu ülkedeki yapı maalesef böyle. Çünkü başarı size her zaman dost kazandırmıyor. Zaman zaman başarı sizi oldukça ağır şartların altına da sokabiliyor. Çünkü bir süre sonra insanlar başarılı olan futbolcuları daha yukarıya itmek yerine aşağıya çekmeye çalışıyorlar.

Mehmet Topal da bu sezon gösterdiği performansla dikkat çeken bir isim oldu. Sizce Mehmet Topal Avrupa’ya gitmeli mi? Bu sezon sizce onun performansı nasıldı?

Mehmet topal fizik gücü ve oyun yapısı itibariyle Avrupa’da en rahat oynayabilecek oyunculardan birisi. Ben tabii ona da zaaflarını zaman zaman söylediğim için burada da söylemekten rahatsızlık duymuyorum. Mehmet Topal fiziğindeki bir insanın hava toplarına biraz daha fazla çalışması lazım. Eğer mevcut yeteneklerine hava topu hakimiyetini de eklerse çok daha özellikli bir futbolcu olacak. Bireysel olarak çok önemli bir oyuncu. Kendine dikkat etmesiyle, futbol yetenekleriyle, uzaktan şut atma yeteneğiyle çok çok önemli bir oyuncu. Zaman zaman onunla diyaloglarımız oldu. Linderoth geldi, forma giyemediği dönemlerde gitmeyi düşündüğü zamanlar oldu, ancak tüm iyi niyetiyle çalışmaya devam etti. Ben ona her zaman “Sabırlı ol, bu formayı kapacaksın” dedim ve beni de haklı çıkardı. Ben küçüklüğümden bu yana çok sarkaç çalıştım. Mehmet Topal’ın da özellikle hava topu hakimiyetinde önemli bir çalışma olabilir bu. O özelliğini geliştirdiği an komple bir futbolcu olacaktır.

Bir elinde kupa, bir elinde kızın Zeynep’le birlikte kürsüye koşarken neler hissettin? Şüphesiz o atmosfere en alışık isimlerden birisi sendin ancak senin şampiyonluk ansiklopedinin 8. cildi de kuşkusuz, bir anlam taşıyordu.

O gün itibariyle öncelikle belki de son senem diye düşündüm. Her zaman da arkadaşlarıma “Bana sekizinci şampiyonluğu hediye etmenizi çok istiyorum” demiştim. Onlar için de çok önemli kuşkusuz çünkü çoğu oyuncunun ilk şampiyonluğuydu Galatasaray formasında. Bundan önceki şampiyonluktan farklı olarak bu kez kaderimizi kendimiz belirledik. Bu kadar emek verdik, çamurda karda mücadele ettik. Sakat verdik, eksiklerle uğraştık ancak bunun sonucunda o şampiyonluğun güzelliklerinden bahsettik hep onlara. Bunlar çok doğaçlama konuşmalardı çünkü çok maceralı bir sezon oldu. Benim için bu şampiyonluk kişisel olarak 8. şampiyonluğum olduğu için önemli ancak birçok genç arkadaşımın ilk şampiyonluğu olduğu için onlar açısından daha çok sevindiğim bir şampiyonluk oldu. Ancak bu şampiyonluk bu genç arkadaşlarımızın önünü kesmemeli. Şampiyon olduk artık her şey bitti diye düşünmemeliler. Futbolda her zaman kendinize hedef koymalısınız yoksa bu güzel günler gelip geçer.

12 sezonda elde ettiğimiz 8 şampiyonluk, Galatasaray tarihinde 17. şampiyonluk. Geçmişte kazanılan Uefa Kupası, Türkiye Kupası şampiyonlukları; çok şükür ki bu günleri görebildim.







by IzGe.CoM
Ranking-World